31 Mayıs 2016 Salı

Merhaba!
Bir milyonuncu kez oldu galiba kendimi tekrar tekrar, dönüp dolaşıp yine burda buluyorum. Bugün biraz kırgın, kederli, üzgün ve de yalnızım.(Genelde olduğu gibi) Kendimi yazmanın kollarına bıraktım ve şu an aklımın çizgilerinden her ne geçerse buraya damla damla dökülecek.
Yoruldum ben, gitmek istiyorum. Özlemekten yoruldum daha çok. Sürekli bir şeyleri özlemekten, kavuşamamaktan, elde edememekten. Özlesem de, istesem de geri getiremeyeceğimi bildiğim şeyleri düşünmekten yoruldum. Gün içinde aklıma gelmeyen insanın geceleri rüyalarımdan çıkmayışından yoruldum. Hep "İşte bu!" dediğim anlarda, istediklerimin yaşadıklarımın yanından teğet bile geçmeyişini görmekten yoruldum.
Her sabah derin depresif bir ruh hali ve yoğun çaresizlikle uyanmaktan yoruldum. Sevgi her şeyi çözer derler ya hani; çözmedi, çözemedi. Ne varlığı yetti bana, ne boşluğu doldu bir süre sonra. Ne ait olabildim, ne sahip olabildim. Kendimi tamamen ait hissettiğim adamın milyonlarca yüzünü görmeme rağmen devam ettim her bir yüzüne milyonlarca kez aşık olmaya. Ben bu adamı sevmekten yorulmuşum. Tüm sevgini verdiğin birinden gram sevgi görememek ne demek her gün yüzüme yüzüme çarpılmasından, her şeyin farkında olmaktan yorulmuşum. Beni yordun Bay M. Beni bitirdin, paramparça ettin beni. Sahi nerden girdin hayatıma? Haydi gidelim 1 sene 15 gün öncesine...
Gitmeden önce bu şarkıyı buraya bırakmak zorundayım. 
https://www.youtube.com/watch?v=ULkfYyarwvQ 
Ceylan Ertem- bile isteye. 
Koskoca 1 senenin özeti tam olarak bu şarkı olabilir. 
Onu ilk gördüğüm gün. Üzerinde buz mavisi bir gömlek vardı. O kadar uzundu ki benden yüzüne bakmak, güneşe bakmakla eş değerdi. Yüzüne bakarken gözlerim gökyüzündeki güneşe takılıp kalıyor ve kamaşıyordu. O gün hayatımın dönüm noktasıymış. Hem de her açıdan, henüz haberim yoktu. Sonradan bizim en sevdiğimiz yer ilan edeceğimiz 3 katlı mekanın giriş katında oturuyorduk beraber. İnsan ilk kez gördüğü biriyle ne konuşabilir? Hiç susmadı. Ve hiç kimseyi dinlemediğim gibi dinledim o gün onu. Ellerim çenemde, gözlerim gözlerinde anlattığı her şeyi. Kendisini dinledim. Babasını, biraz kötü gözüyle baktığı çocukluğunu, arkadaşlarını, sevdiklerini, onu dinledim. İlk defa birisinin karşısında konuşmadan, sadece susarak zaman geçirmenin güzelliğini kavradım o gün. Karşılıklı otururken göz göze gelebiliyorduk, Güneş çok dışarda kalıyordu. Onunla göz göze gelmek, tüm dünyayı reddedip sadece onun kirpiklerine inanmak. Konuşurken dalıp gitmek ve "Bu adamın kirpikleri neden bu kadar güzel?" diye düşünmek. Öyle ki eve gelir gelmez günlüğüme yazdığım "O kirpikler ömür boyu sadece bana baksın isterdim." cümlesi. 
O gün Güneş'in gözüme geldiği bir anda yine yüzünü görememiş ve "Gözlerimi kamaştırıyorsun." demiştim. "Işığını yansıtıyorumdur sadece." diyerek gülümsemişti. Bu adamı neden sevdiğimi asla çözemeyecektim. Bana kendi dünyamın en büyük yenilgisini yaşatacak ve ben ısrarla hala onun adını sayıklayacaktım. Beni her gün yansıttığımı söylediği ışığımla zerre zerre yakacak ve küllerimin arasından hala onun adını sayıklayacaktım. Gülümsedim. Henüz bilmiyordum...